"SİZCE BEN NERELİYİM !.... Bu yazı fazla isim ve soyad kullanmakmaksızın bazı kişilere ön plana çıkarıp bazı kişileri geri plana itmek küçümsemek veya onları incitmek veya rencide etmek veya bazılarının reklamını yapmak amacıyla yazılmamıştır
.
Sadece Efe show proğramından etkilenerek NİKFER İÇİN NE YAPTIM ; 20 yılımı şöyle bir gözden geçirmek ve bunları daha çok genç nesillere ileride gidecekleri gurbeti hatırlatmak. Doğduğun yer değil, doyduğun yer anlamının bir kez daha hatırlatmak sana iyi niyetle yaklaşıldığında ve hatta güven duyulduğunda ;sende onlara sev onlara hizmet vermek için var gücünle çalış sana bir adım yaklaşana sen on adım yaklaş felsefesini onlara aşılamak içindir. Ben Nikferlilere sevmeye becerebilmişmiyimdir acaba sorusuna kendime sormak ve karşı taraftan beklemek hakkım olduğunu düşünmekteyim. 26 yaşında kasabanıza İLK adımı attığımda çayocağı garsonluğunu bırakıp geldim. 20 yıllık görevimde nikfere ertelenmiş yıl borcu bırakmamışımdır inşallah. Kısacası emeğimin karşılığını bu güne kadar verebilmişimdir. Belediyemiz Fen işlerinde Başka biri olsaydı daha iyi hizmetlere imza atılırdı.O bizi geriye götürdü denilmez umarım …. Bu yazımın nikferli olanların nikfer portalı sahiplerinin ayrı ayrı köşelerinde bir yer ayırdıklarında onlara minnettarlığımı ve sonsuz şükranlarımı ve minnet borcumu her zaman ifade edeceğim. Yıl 1985 Kasım aylarında; 4 yıldır Nikfer belediyesinde imar fen memuru olarak çalışmakta olan; okul arkadaşım Çoşkun Matrak ölmüş ve yerine fen memuru arandığını; çayçılık yaptığım günlerde öğrenmiştim. Çay ocağı işletmeciliği yaptığım bu yıllarda ; Denizli Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünde yapılan fısıltıdan; O gün sonradan Nikfer Belediye Başkanı olduğunu öğrendiğim İsmail AKYOL un “ yakında imtihan açacağım şöyle deneyimli tecrübeli teknik elemana ihtiyacım var “ dediğini bu konuda yardım istediğini patronum İnş.Müh Mehmet Sendelli beyden öğrendim. O yıllarda kim derdi ki Denizli’ye her gelişinde bizim çayocağına uğramadan gitmeyen ve her geldiğinde ” Denizlide birçok belediyenin fen memuru eksik siz oralarda teknik eleman olarak çalışmanız gerekirken neden burada çayçılık yapıyorsunuz “ diye bize sitemde bulunan ; kardeşim Hamdi’nin ve benim daha iyi yerlere gelmesini isteyen Çoşkun matrak ölecek ve ben onun yerine Nikfer kasabasına geleceğim hemde 1 aylık evli iken İmtihana girecek başarı ile kazanacağım Konak Belediyesi Fen Memuru olacağım; NİKFER denildiğinde ; Sadece 1965-1972 yıllarında Tavas’ın İçerisinden geçen ve Tavas çevresinden izmir’e günü birlik gidip gelen bir otobüs vardır o da ; NİKFER-İZMİR arası tek sefer yapan ; “üzerinde NİKFER BELEDİYESİ “ yazılı 0tobüstür. (Bu otobüs sabah namazında Tavas’ tan bindiğim ve bizi amcamlara götüren otobüs olarak hatırlarım hep….bu otobüs önce Tavaslı lara satılmış ve son olarak yine Nikferli Hasan Hüseyin Çavuşoğlu satın alarak kasabamıza getirmiş ve sonrada hurdaya satıldığını düşünmekteyim.) NİKFER ismini yine ; Endüstri Meslek Lisesinden ; arkadaşım Mehmet İÇLİK’ten sık sık köyümüz çok güzeldir sözünden başka hiçbir şeyini bilmediğim bir yerdir o yıllarda benim için ; N i k f e r ‘e kış ortasında yorgansız-yataksız bir valizle geldim. Şöyle o günlere gittiğimde; 17/12/1985 gününde toplanan belediye meclisine “ siz beni tercih ettiniz bende emekli oluncaya kadar gece gündüz Nikfer için çalışacağım “ dediğim günleri dün gibi hatırlıyorum. O günden bu yana baktığımda Nikfer halkının ne kadar sıcak kanlı olduğunu hele aramızdan ayrılanları zaman zaman mezarlık’a gittiğimde ne kadar çok Nikferli ile bir arada olmuşum onlarla bu havayı solumuşum; Onların yaşantılarını o kadar çok bağlanmışım ki ; Ben 1974-1975 yıllarında Nikferlilerin cana yakın olduklarını ve hatta rahmetli muhtar Halil Amcanın yeğeni Mustafa için Denizli’deki bizim okula geldiğinde bizim Tavaslı olduğumuzu bilmediği halde halimizi hatırımızı sormasıdır. Yine O yıllarda Avukat Mehmet Gözlükaya’nın Tavas taki bürosuna gelen bir Rahmetli Halil Muhtarı bilirdim ; ki onlar beni şimdi görseler o tarihte beni bilmeleri imkansız… Bir Rahmetli Kazım bey değil; bir rahmetli Süleyman Muhtar değil ; babamı tanıyan (Zabıt Katibi (Savcı Katibi Emin Günay) herkes; onlar beni her seferinde bir emanet gözü ile baktılar; komşularım ise bizlere hep bir can oldular. Benim stresli görevimde Nikfer kasabasının her zaman bir Konak-Büyükkonak’ın güzide olarak kalabilmesi için imar işlerini dört elle sarılırken diğer belediyelerin bizim yaptıklarımızı takip ettiklerini gördükçe ; daha iyi şeylerin yapılabilmesi için, sıklıkla meclise önerilerde bulundum. Her meclis toplantısında Bir önceki Belediye Başkanlarımızın yapmak istediklerini veya yapamayıp da ertelediklerini sık sık dile getirdim. Ayvaklar sokağına Arnavut kaldırımının başlandığı O günlerde göreve geldim. Örneğin hizmetinde bulunduğum veya teşvik ettiğim işleri burada sıralamaya kalksam belki bazı kişiler kendisini “fasulye gibi nimetten sayıyor” derler ben sizin aranıza ne zaman gelmişim; işte o tarihi sizleri hatırlatmaya çalışıyorum. Bunlardan bazıları aklıma hemencecik geliverenler. Hizmet Binasının B Blok ilave katı-İlkokulun ilave katı-Lise- Sanayinin yapılması,Kantar yapılması,Mezbaha yapılması,futbol sahası soyunma odalarının ilk defa yapılması ve daha sonra bugünkü hale getirilmesi için yapılan çalışmalar, ,Tekel deposunun yapılması.,Nikfer e Bulvar yol hediye edilmesi, Medetten suyun getirilmesi, Camilerdeki Helaların yer altına alınması –Sağlık ocağı İlave inşaatı, Fatma Urkay camisinin inşaatı, Bozdağ Kayak Merkezi, Arazi Toplulaştırması ,Müze, Spor Salonu, Huzur evi (Odalardan esinlenerek İsim babası olarak misafirhane olmasını ben teklif etmiştim), görevimde Birçok keşif-metrajı imza attım. Çevremizde bulunan tüm resmi binalarda hiç olmazsa projelerinde; yardım taleplerinde emeğim vardır. Ben hakkımı çoktan helal ettim. Ben nikferde birgün olsa bile bir saat kahvehaneye girip de boş oturmadım oyun oynamadım belki bazılarına örnek olurum; onları yanlışlıkla onların Belediye Başkanlarını onlara şikayet ederim endişesini hep taşıdım. Siyasi hareketin sadece her beş yılda daha iyilerinin seçilmesi için gayret edildiğini ve nikfer halkının bir türlü hizmete doymadığını;daha çok şey yapılsın ve daha ileriye dediklerini hep şahit oldum. Amaçın; daha çok Nikfer ve Nikferliye hizmet etmek olduğu öğretisini hep başkanlarımda gördüm. Onlar benden ;ben de onlardan çok şey öğrendim. Arkadaşlığı ve çalışan personel ile kardeş gibi geçinmeyi bazen baba oğul gibi sürtüşmeyi ;bazen de kararlılığı,bazen de personelin yani bize (Nikfere) yarayıp yaramayacağını anlamak için kurnazca personeline sınayan “meclise çay yap getir; Lavaboları temizle “ diyerek bir personelin sabrının nasıl deneneceğini öğrendim. Yine emekli olan personel ağabeylerimden ve mesai Arkadaşlarımdan Belediyeciliğin okulunun olmadığına dair çok şey öğrendim. Emrime verilen personelin itaatini ve sadakatini gördüm. Bir gece yağmur yağmak üzereydi bir işçi personele telefonla aradım ve dedim ki siz o Atatürk ilkokulunun perde duvarına ait çimentoları örtmüşmüydünüz dedim. (Gerçi o gün duvar işini hayır olarak başkaları yapmakta idi.) o işçi hayır dedi . ve ekledi Benim evde ocak naylonu var onu ben gider örterim dediğinde gece saat 03.00 idi o kişi “bana ne bu saatte çimento ıslanır ıslanmaz bana ne “ dememişti bu benim için nikfere sahiplenmenin ayrı bir örneğidir. Sabrı; birlik ve beraberliği;kaynaşmayı, Hep çevresinde en iyi belediye olmak ve daha çok yardım almak için canla başla çalışmayı; gece yarısında ANKARA sokaklarında karlı bir kış günü elimde yardım dosyalarıyla ıslaklığı yaşadım. Bazı konularda Meclis ve Encümenlerin takışmalarını ve sonrada her şey nikfer içindir denilerek sarmaş dolaş olmayı kin gütmemeyi ,sırdaş olmayı öğrendim. Hiçbir zaman baltalayıcı değil mesleğim gereği hep yapıcı oldum. Günlerin hesabını vermek için yazmıyorum ve kendimi de ukala olarak görmüyorum. Bunları övünmek veya övülmek içinde yazmıyorum ve söylemiyorum ; “Salla başını al maaşını” yerine her seferinde Nikfer’in Dağını Taşını,Toprağını,Suyunu, Deresini, inlerini, tepelerini, mevkilerini ve hatta tek tek parsellerini öğrenmek için can attım ve hatta NİK FER – FER NİK denklemini çözdüm daha da önemlisi Kanuni Sultan Süleyman Han Hazretlerinin Rodos seferine giderken Yerleşik YÖRÜK halkına NİK FER CANLAR dediklerini yazılan makalelerden öğrendim. Bazı Cadde ve sokak isimlerinin değiştirilmesi veya yeniden verilirken 400 yıla yakın bir süre önce askerlerini yol azığını temin ettikleri ve o güzel günün anısına Kemer caddesinin devamına MUHTEŞEM SÜLEYMAN CADDESİ isminin verildiğini çok iyi hatırlıyorum. Yine MEHMET GÖZLÜKAYA BULVAR isminin bizzat kendisi tarafından bu kadar övülmeye hak etmediğini beyan eden dilekçesine istinaden değiştirilmesini talep ettiğinden bulvar isminin ŞEHİT AHMET GÜNDAY BULVARI olarak değiştirilmiş; bu oylama esnasında üyelerin alkışını hiç unutamıyorum. 1970-1975 yılları arasında Tavas ‘taki ve İzmir’ deki akrabalarımıza babam tarafından amca çocuklarıma düğün hediyesi olarak verilen ve hatta o yıllarda evimizin salonunu süsleyen Nikfer halımızın komşularımız tarafından ah keşke bizimde olsa serzenişlerini duyduğum o günleri hep hatırlarım.1985 Yılı sonralarında Nikfer e geldiğimde ilk aradığım Nikfer halısı idi oysaki Nikferlilerin el dokuması göz nuru bu halıları kendilerinin kullanmayıp onları bir meta olarak gördüklerini ve onları yok paraya ellerinden bazı tüccarlar tarafından alındığını emeklerinin karşılığını alamadıkları için bu güzel halıları dokumadıklarını ekonomik anlamda bazılarına küstüklerini öğrendim. Günümüzde dokunması için her seferinde büyük umutlarla başlanılan halı, kilim nikfer bezi dokuma işinin yine sekteye uğradığını çok kereler gördüm; Her yıl gösterişlerle açılan kursların sadece ev işlerinde kendi ihtiyacına giderecek kadar genç kızların yetiştirdiğini;bununda ;nikfer ekonomisine katkı sağlanamadığı, bir cesaretli vatandaşın bu kişileri ben iş veririm onlara atelye açarım dediğini görmedim ; çünkü esnaf küsmüş kasabamızda bulunan amir ve memurların Denizli ye tuz almaya gittiğini gördüm , Neler görmedim ki bu kasaba da bazı evlerde 30 büyükbaş hayvanın beslendiğini kamyonlar ile kesime gittiklerini gördüm. Halende halı ve bez tezgahlarının bazılarının ahırlarda çürümeye terk edildiklerini ve hatta odun niyetine yakıldıklarını gözlerimle gördüm. Bazen de bir Dülgerin hemen tezgahı monte ettiğini tarağı- iği-çıkrığı-mekik i gördüm. Halının dokunmadığı bir 20 yıl ve halende merak ederim ilmek ilmek halı düğümünün atılışını. Bu ortamda bugüne kadar Nikferliler arasında yaşadım. Bir Nikfer bezinin ilaç sanayinde filitre amaçlı kullanılabileceğini öğrendim. Bu bezin daha iyi şartlarda dokunması halinde Amerikan kotu olarak bilinen üründen daha sağlıklı ve değerli olduğunu öğrendim…. Müze Hayalinin gerçekleşmesi esnasındaki bir anımı ise hiç unutamam : Müze açılması için davetiyeler basılmış, bina henüz tamamlanmış, fakat müzeye dolduracak bir eşyayı ortalıkta göremiyordum; bugünkü değeri trilyonlara bulan eşyanın 5 saat içinde toplanması ve onların bir araya getirilerek müze haline getirilmesini hala şaşıyorum. 1988 yılındaki ilçe olma heyecanını, Tütünün gece yarısı kalkılıp kırıldığını ve yine gece yarısı satıldığını, acılı ellerle sabah kahvaltısının tadını ; bu yıl yine tütün para etmeyecek acaba nerelere gitsek, deyip ertesi ay fide ocağı hazırlayan çaresiz çiftciyi tanıdım. Çocuklarım üniversitelerde okusun bizim için fark etmez deyip çayların veresiye içildiği ;zevklerin hep tütün parasına ertelendiği günleri onlarla; tütün dikerek kaderlerine ortak oldum. Fakir zengin ayrımı olmaksızın tütün kıran bu gençlerin ileriki yıllarda okuduklarını ve okullarını bitirdiklerini , askere gittiklerini, evlendiklerini gördüm ve hatta bazıların çocuklarını kucakladım. O okuyan çocukların birer hayırlı birey olduklarını ; NİKFER denildiğinde ücretsiz Plan-proje hazırlayanları tanıdım. Sağlık hizmetleri konusunda koştuklarını ve hatta bazılarının yıllık izinlerinde; para bulamadığı için dişini çektiremeyen , ur’unu aldırmayan vatandaşını hayır için konakta ameliyat yaptıklarını bunları sağlıklarına kavuşturduklarını biliyorum. Okuyan bu gençlerin Türkiye nin dört bir yanında ve Dünyanın her yanındaki hemşehrilerimin bazılarının Milletvekili olduklarını ,Bakan Yardımcısı görevini vekalet eden , Profesör, Beyin Cerrahı ,Doktor, Veteriner Hekim, Eczacı Avukat, Hakim, Mimar, Mühendis ve çeşitli dallarda her birinin iş meslek sahibi olduklarını biliyorum. Ebeveynlerinin emeklerinin boşa gitmediğini ;onların bayramlarda ve izinlerinde sıla-i rahim yaptıklarını; NİKFER’e ve Nikferliye nasıl faydamız dokunur diye düşündüklerini de hissetmekteyim. Bayramlarda; Bayram Namazından çıkışlarında Küskün dargın demeden ; çarşı meydanında herkesin birbirleri ile nasıl sıkı sıkıya sarıldıklarını; el sıkıştıklarını büyüklerine olan saygıyı, bayramlaşmalarını, Düğünlerini, Nişanlarını, Kına gecelerini, dımıdanlarını , Oda sohbetlerini, yağmur dualarını, Asker uğurlamalarını, Cenazeye iştiraklerini ve daha önemlisi” bana ne canım yanarsa yansın benim evim mi “ demeyip her vatandaşın yangın mahalline koştuklarını yangına cesaretle atlayan gözüpek gençlerini tanıyorum biliyorum ve onları gıpta ile bakıyorum. Türkiyede bir örneği olmayan vatandaşın kendi gayreti ile yaptığı bir şehitliği, kütüphanesi ,müzesi…. Özür dilerim Lise –Camii yine hayırseverimiz tarafından yapılmıştır. Yine Ortaokulunu sağlık ocağını -Elektiriğini suyunu getirmeyi vatandaşımız hep kendi imkanları ile yapmıştır. Bunun bedelini bir bardak çay parasının yanına konulan fişlerle ödendiğini yine duyuyorum. Nikfer; Dışarıdan gelen memurundan ev kirası almayan ; alsa bile şehirdeki ev kirasının 5/1’ni alan onu da ;sen gurbet eldesin bu yıl verme gelecek yıl ver bu parayı benim için çocuklarına bir şeyler al diyen ev sahipleri ile ünlüdür; boşuna dememişler gurbetçinin halini gurbet çeken anlar. Gurbetçi Avrupalı hemşehrim 1-2-3-4 katlı apartmanını hiç düşünmeden memura-öğretmene bu binasına tahsis etmiştir. Bazen tüm eşyasını bir odaya kilitleyip gitmiş yurt dışından izine geldiğinde aynı evi paylaşmasını bilmiştir. Kiracı Memur artık evin bir bireyidir. önce soğan evleği verilir ; sonrada kendisi için en güzel kavun veren yarım dönümlük tarlasını , bu defa bostan tarlan yoktur diye ona vermesini bilmiştir. Onun artık ;Tarıma teşvik eden kaderini ortak eden komşuları vardır. “Çocukları büyürken bu böyle olmaz sana da 4 dönüm tütün dikelim diyen ; çocukların para kazanmanın zorluğunu alışsın hayata öğrensin yarın “elinde ne iş verilse yakıştırır” biz sana öğretiriz “bizimkiylen olur gide” diyen kadirşinas iyi yürekli çiftçisini tanıdım. Kapısını hiç göreklemediğini, kapısını kilitlese bile anahtarının yerine mutlaka komşuna gösterdiğini “ben olur olmam istediğin tarım aletini kullanabilirsin” diyen kazmasını,tırmığını,çapasını,belini,baskını hiç itiraz etmeden veren ipi un sermeyen komşularımı tanıtım emanet vermeyi emanet almayı vermeyi öğrendim. İşte O enaz 10 yıl kalan öğretmenlerin ,memurların gidişindeki gözyaşlarını gördüm ; Nikfer hale özlem ile aramakta çoçuklarını daha emin ellerde eğitim verilmesi için vilayete aşındırmaktadır.; İşte o öğretmenlerinin ve de memurlarının düğünlerine-ölümlerine veya hiç olmazsa Ağustos aylarında yapılan festivale gelmesini ; dört gözle beklediğini biliyorum. Onların karşılanması onların unutulmaması yani sadakatı – bağlığı müteşekkirliği hac’ dan gelmiş gibi karşılamaları burada gördüm. Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’nun Bozdağ Kayak Merkezi yolunun yapılması nikfer veya yorga köyü üzerinden geçirilmesi için yaptığı ön incelemelerinde; yani gizli gezilerinden birinde ; Kasabamıza dışarıdan köye gelmiş Bir vatandaş gibi hal kahvesine gelir saat :05,00-07,00 gibidir. Hal kahvesinde oturan bir vatandaşımız dışarıdan gelmiş bir yolcuyla birlikte şekerli kahve içmiştir. Yani ona da şekerli kahve ISMARLAMIŞTIR. Sadece kendisi içip keyfine bakmamıştır. Nikferli hemşehrimizin yanında oturan kişi, hiç tanımadığı garip bir yolcudur onun için .Dışarıdan gelen bir adama bir şekerli kahvede arkadaşa ver demesi herkezce ve bizce normal ama bu kişi ya Vali Recep Yazıcıoğlu ise. ; Vali Recep Yazıcıoğlu kendisine belli etmeden; kahvesini içtiği adama; gözlemlediğini şöyle dile getirir ; “deminden beri bakıyorum; herkes traktörüne, motosikletine, mobyletine binen ovaya gidiyor yine Sabah namazından çıkan orta yaşlı vatandaşlar da aynı şekilde tarlaya gidiyor. Onlar kahveye değilde o saatte herkesin tütün tarlasına veya evine gittiğini ve sadece emekli vatandaşımızın kahvede oturduğunu görünce ; “ Dayı sizin bu köy aç kalmaz ekmeğini taştan çıkartır “ demiştir. Bu olay gerçek olup bunu yaşayanlardan dinledim. Yine biliyorum 1967 yılında Avrupa’ya işçi alınması sırasında kurulan halı kooperatifini,Tarım; Kredi Kooperatifini, Esnaf Kooperatifini; tüm ümitleri olan Hasat holdingi – Dorsanı – emsanı-bir emek’i… Türkiye’nin-Nikferin güçlenmesi ekonomide atağa kalkması için marklarını kaptıranların hikayesini , Avrupa’da yaşayanların ne şartlarda yurt dışında ilk defa neler yaşadıklarını ve avrupalı hemşehrilerimden dinledim. 1986-1990 yılları arasında Kanada da Türk işçilerinin orada kalma mücadelesi ve bir Nikferli’nin yani rahmetli İsmail Özkan’ın Kanada devletine ; dinlerin kardeşliğini insanın insan olduğunu hatırlatan ve onlara insanların dünyada istedikleri yerde yaşayabileceklerini herkesin yaşama hakkı olduğunu hatırlatması kendi dillerinde kendi din adamlarına (Kilise ve Papaz) hatırlatan bu kadar cesur yürekliği önderliğin ne kadar önemli olduğunu öğrendim ; tuttuğunu koparan insanların yaşadığı bir belde de yaşamak onlarla iç içe olmaktan çok memnun olduğumun bilinmesini …. Beldemizde boşta gezen gençlerimizn kahvehanelerde değil internet ortamında kendi yaptıkları sitelerde eğitim yaptıklarını bu sitelerin dünya üzerindeki hemşehrilerimizin internet üzerinde bu amaçla 20 yakın sitelerinin olduğunu…ve hatta bunlara bir yenisinin eklenmek üzere olduğunu … Bu sitelerin dünyanın her yerinde Amerika da, Kanada da , Almanya da Fransa da İşviçre de akrabaların birbirlerini mektup yerine daha sıklıkla internet ortamında haberleştiklerini ; birbirlerinden kopmadıklarını biliyorum. Son olarak Türkiyede ilk defa toplu sünnet olayını başlatan Konak Güzelleştirme ve Yardım derneğinin parktaki ilk şenliğini belkide çoğu insan bilmiyor yıl 1988. Avrupada Bulunan Nikferliler Yardımlaşma Derneğinin; Misafirhane yapma gayretlerini, Denizlide bulunan Nikferliler ve Barzalılar Derneğinin Türkiyede yaşayan Nikferli ve Barzalı öğrencilere burs verdiklerini ve kardeşliğin birliğin ne kadar önemli olduğunu el ele verilince neler yapılabileceğini anlatan daha birçok Türkiye de dernek ve vakıfların kurulabileceği bunların birbirlerine köstek değil; birbirlerine destek olan eksiklerini gideren birbirlerini tamamlayan cemiyetin hizmetine koşan , Nikfer Misafirhane Derneğini, Nikfer Güzelleştirme ve Yardım Derneğini, Camileri Yaptırma ve Yaşatma Derneklerini, Okul Yaptırma Ve Yaşatma Derneğini, Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneğinin varlıklarını biliyorum , Yine Birgün bir hayırseverin ben mezarlık yolu için para bağışlayacağım dediğini ; bu kelime üzerine vatandaşın takdire şayan gayretleri ile 2 ayda 155 000 beton parketaşın kimler tarafından alınıp hibe edildiği ve onların belediyemiz tarafından döşendiğini… Yine bir hayır severin ben ölünce sarnıç’a su götürün yazın insanlar içsin kışın kurt kuş içsin ve su Hiç kesilmesin her zaman olsun dediğini ve bu suyun belediyemizce 1 hafta içinde oraya götürüldüğünü ; umut çeşmesini, tenekeli pınarı, deli Süleyman deresini, ipburnunu, köleciği, belpınar suyunu, höyüğü …. Ben Bilirim eğitim sevdalılarını Nikfer’in ilk baş öğretmeninin Terzi Hasan olduğunu; dün gibidir dimağımda kaldı ; eski ilkokulu; yol genişletilmesi nedeniyle yıkılırken seyreden yaşlı gözleri…Ben bilirim Atatürk ilköğretim okulunun bahçe duvarının vatandaşların traktörlerle balkıca kumu taşındığını çimentosunun ne şekilde karşılandığını, perde duvarı beş kuruş ücret almadan yapan inşaat ustasını……… Ben bilirim kasabaya ilk defa televizyon verici alınırken bazı fedakar memurları ve vatandaşları … Eğitimin gizli neferlerini bilirim örtülü ödenek defteri tutmadığı için hapiste yatan başkanını ve memurunu, Hatipoğlu’nun gizli vakfını heryıl karınca kaderince aldıkları hediyeleri ve katkıları; okulunu ve sınıfını birincilikle bitirenlere verilmek üzere hediyeler alınsın diye vasiyet ettiğini ve mirascıları tarafından bunun her yıl hediyelerinin düzenli karşılandığını… Ben Biliyorum Nikferlinin ne kadar vefakar olduğunu genç yaşta ölen arkadaşlarının adının yaşatılması için fedakarlık yapan arkadaşlıkları… O genç yaşta Pamukkale Üniversitesi Öğretim Görevlisi olmuş (İrfan Gözlükaya ) trafik’e kurban verilmiş; fakat ailesi onun adını yaşatmak için eğitime katkıda bulunmuş ve laboratuar yaptırmışlardır. Burada Nikferliler hayırların hangi yönde yapılması gerektiğinin değişik bir örneğidir. Kısacası Tavas ’lımı Nikferli mi olma ikileminde kaldığım şu günlerde 20 yılın muhasebesine yapıyorum ;artılarımın çok olduğu düşüncesi bana daha çok 20 yıldan beri hergün Konak-Büyükkonak yerine NİKFER ismini sıklıkla söylediğimi ve hatta artık ben ve ailemin Nikferli birer birey olduğunu … Yine bir kez daha varmısınız Nikfer liler şu milletin kör talihini yenmeye bu defa dernekler ve vakıflar üstü yeni bir birleşim ile daha büyük atılımlara Avrupadan nikfere iş-aş getirecek çalışmalara yani çok önemli kaynaklardan edindiğim bilgilere göre şimdiden nikferlilerin olduğunu inandığım… Tekel Deposunu fabrika olarak açmaya ve onu yaşatmaya…..atalarından onlara armağan olarak bırakılan tezgahların başına yeniden geçmeye niye olmasın ; Buldan, Kızılcabölük denkleminde ; 3.bir isimle tekstil merkezi N İ K F E R olmaya…. BU YAZIYI EFE SHOW PROĞRAMININ ERTESİ GÜNÜ KALEME ALDIM ÇÜNKÜ NİKFER HERŞEYE HAK EDİYOR………….. BEN KENDİM İÇİN BİRŞEY İSTEMİYORUM EĞER BEN NİKFERLİ İSEM GÖMÜN BENİ BU GÜZEL TOPRAKLARA ……….. ifm Hüseyin Günay 28/02/2006 e mail herkez_birdir@hotmial.com huseyingunay1959@hotmail.com web site : hazırlık aşamasındadır.
"